ANASAYFA
KÖYÜMÜZÜN TARIHÇESI
FOTOGRAFLAR
RADYO
MUSKAN TV
ViDEOLAR
MESAJ YAZ
MESAJLARI OKU
KÜLTÜR-SANAT
DOST SiTELER
YAZARLARIMIZ
SiiRLER
EYLENCE
BILIM VE TEKNOLOJI
MÜZIK VE KiLiPLER
TV- GAZETE-HABER
ZAZACA-TÜRKÇE SÖZLÜK
ARSiV - Blog
TELEFON NUMARALARI
Muskan Köyü


              



                   KEKO

        
Sekiz mart iki bin on pazartesi
Yılımda yıllarımın en halisi
Çalar saat gibidir ezan sesi
Okununca açılır göz kafesi
Başlar bende hafta başı telaşı
Yana yana çeksem de nefesi
Yakalaya bilmem için servisi
Koşar güne hazırlanırım be KEKO!

Kapılırken günümün çarkına ben
Saat dört otuz ikiyi tıklarken,
Elazığ-Kovancılarda bir deprem
Sallamış altı nokta sıfırlan
Okçular köyü çevresi uyurken.
Silkinmişsin kerpiçler altından sen
Bilemedin yitiktir kardeş, annen
Duyunca şoka girmişsin be KEKO!

İzlerken ben ekranlarda sizleri,
Açtım hatıratım olan günleri.
Bir ağustos günü hasat sıcağı,
Varto’nun ünlü depremi salladı
Muskan’ın taştan topraktan evleri
Yemek yerken tüm aile fertleri
Üstümüze çullandı tavanları
Lokmalar kaldı boğazımızda be KEKO!

Göçük altında çıkardılar hemen,
Çok yakınlarımı uğurladım ben
Felek çaba göstermesine rağmen
Anayı kardeşi alamadı benden
Babam da öyle ekmek parasın
İçin salsız geçemedi denizden
Yani sansım o gün bana gülerken,
Bu günde sana gülmeliydi be KEKO!

Acını sineme bastım evimde,
Bendeniz çıra çarık döneminde,
Sen ise uydu bilişim çağında
İzlerken renkli TV ekranlarında
Aramızda yarım asır olsa da,
Bugün seninle beraber bizlerde
Aynı çağı yaşar gibiyiz be KEKO!

Zelzeleler bizi salladı durdu,
Beni gündüz Varto-Muskan’da buldu
Seni gece Kovancılar’da vurdu
Beni sıcakta dalımdan kopardı,
Seni ise kışın yuvandan etti.
Taştan topraktan yığmalar beni,
Uygarlık kerpiçleri vurdu seni.
Beni üç seni sekiz yaşında be KEKO!

Tarihler birbirilerini kovalar,
İçinde döner durur Kovancılar.
Enkaz altında inler yatanlar,
Onlar ağlarken meleşir hayvanlar.
Tozlar içinde umut ve korkular,
Lüle lüle semadan yok olurlar.
Yüreğim kaynar, gözlerimden taşar,
İçinde sizleri ararken ben be KEKO!

Senin mezar taşına abanmanı,
Enkaz altında mefta aramanı,
Abes karşılayamaz kimse hani.
Yalnız küreyi bazen sancı tutar
Zelzeleler olur, tufanlar kopar
Bazen savaş çıkar, ocaklar söner,
Seni de beni de vurur yokluklar,
Filler yürür çimenler ağlar gibi be KEKO!

 
 15.03.2010
 Gürsel FIRAT
 
                           BARAKA


Bir delik deşik baraka
Gel de gör düşme meraka
İçi saman dışı tahta
Gel de gör düşme meraka

 
Bir odası bir de var salonu,
Yok mutfak banyo balkonu
Tez söndü yapanların balonu
Gel de gör düşme meraka.

 
Toplamı var, on metre kare,
İç içe yatar üç beş hane
Bu ne turşu; bu ne lahana
Gel de gör düşme meraka.

 
Kümes olsa kimse almaz,
Ahır olsa hayvan girmez
Kimse halimizi bilmez
Gel de gör düşme meraka

 
Kış gelir çıramız söner,
Tipi olur rüzgar oynar
Tavan kar dolar su olur
Gel de gör düşme meraka.

 
Yazın yılanlar böcekler
İçini doldurur taşarlar
Sanki garajdır koşarlar
Gel de gör düşme meraka.

 
Düzen yok bu toplumda,
On nüfus yatar üst üste
Yılan pire düştü süte
Gel de gör düşme meraka.


Gürsel Fırat- 1982 yılı  versiyonu
 



ANAM


ELLERİ NASIR TUTMUŞ
YÜZÜNDEKİ ÇİZGİLERLE ANLATİYOR
HAYATİN GAMSİZ VE ACIMASIZLIĞINI
GÖZLERİNDEKİ İSİLTİ UMUT OLUYOR
EYGÜZEL ANAM SENİ ANLATMAK
NE SAYFALARA NEDE HAYAT YETMEZ

 

SEN YOKLUGU SEFALETİN ESERİ OLMADİN
UMUTLA SARILDIN
SEVGİNLE YEŞERTİN BİZLERİ
SENİ NE ÇAĞLAYAN ŞELALE
NEDE ESEN YEL ANLAR
BİR ÖMRÜM SENİN OLSUN ANAM
GEL ÖMRÜM SENİN OLSUN.

 
MUTLU KARAKAYA
03.02.2010
     NAZLİ YARİM

 
GÜNESİN DOĞUSUYLA ISINDIM
İÇİMDE SIMSICAK BİR SEVGİ
DENİZİN MAVİLİĞİYLE BİRLEŞTİ BEDENİMDE
SENSİZ ÜSÜYORUM
ÖZGÜRCE UÇUSAN MARTİLARIN ÇİGLİĞİYLA
BELKİ HAYKİRİŞ BELKİDE İSYAN
SEN YOKKEN BİR PARÇAM EKSİK
TIBKI TOPRAĞIN SUYA DUYDUĞU ÖZLEM GİBİ


SENİ BAHARLA BAMBAŞKA YAŞİYORUM
PAPATYANIN GİZEMLİĞİ VE KOKUSUYLA
BURAM BURAM SEVGİ YUMAĞİ
RÜZGARİN SESİNİ DİNLİYORMUSUN
SANA SESLENİYORUM EY NAZLI YARİM



MUTLU KARAKAYA
03.02.2010



TATAN

 
BAHARIN GELİŞİY BİR BAŞKADIR
KİRLARDA GÜLLERİN KOKUSUYLA ANIMSANIRSIN
KUZULARIN MELEŞMESİNİ KELEBEKLERİN UÇUŞLARINI
TATANI YAŞAMAK BİR BAŞKADIR


TOPRAĞIN KOKUSU, İÇİNE ÇEKMEKTİR
YEMYEŞİL KİRLARDA YALIN AYAKLA UZANMAKTIR
ELLERİ NASIR TUTMUŞ ANALARIN ALIN TERİDİR
TATANI ANLATMAKTIR

 

GECENİN KARANLIĞINI AYDINLATAN
YILDIZLARINA BAKIP DALMAKTIR TATANI
TOPRAĞIN SUYA DUYDUĞU ÖZLEMDİR
KANA KANA İÇMEKTİR BELKİ
ÖZLEMİ ANLATMAK HASRETİNİ DUYMAK
İŞTE BÖYLEDİR TATANI YAŞAMAK


MUTLU KARAKAYA
08.02.2010



SEVGİ


SEVGİYİ TARİF ETMEK
BAZEN İKİ KELİME
BAZENDE SONU OLMAYAN YOL GİBİDİR
BAZEN HİRÇİN BİR DALGA
BAZENDE MASMAVİ DENİZİN DERİNLİĞİ GİBİDİR


BAZEN KIZGIN GÜNEŞ GİBİ SIÇAK
BAZENDE YEL GİBİ SOĞUK
BAZEN DAMARDAN AKAN KAN GİBİDİR
BAZENDE YAĞAN YAĞMUR KADAR BOLDUR


BAZEN KİR ÇİCEĞİ GİBİ ENFES BİR KOKUDUR
BAZENDE ÜRKEK BİR SERÇENİN ÇIRPINIŞIDIR
BAZEN AKAN GÖZ YAŞI GİBİDİR
BAZENDE PARLAYAN YILDIZDIR SEVGİ

 


MUTLU KARAKAYA




HAYAT


HAYATI NEDE  ZOR YAŞAMAK
İNSANLARI ANLAMAK
BİR EKMEĞE MUHTAÇ HALE GELDİK
YASAM KAVGASINNDA ÖMÜR GEÇİP GİDİYOR


ALIN TERİN KARŞILIĞI BU OLMAMALI
YÜREKTE KİN YERİNE SEVGİ OLMALI
AGLAMAKLI GÖZLER YERİNE
UMUT DOLMALI
EY HAYAT UMUT VAR OLDUKÇA
BİZLERDE VARIZ İNADINA YAŞAMAK.

 

 MUTLU KARAYA
10.03.2010




BABA


SENİ TARİF ETMEK
DOYA DOYA YAŞAMAK İSTERDİM
DAHA 12’SİNDE TANIŞTIM BABASIZLIĞA
KELİMELERİN TÜKENDİĞİ
KALBİMİN DURDUĞU AN

ISSIZ SOKAKLARDA DOLAŞIYORUM
            SENSİZ
GÖZÜM TAKILIR ANNE VE BABASINA
SARILAN MAHSUM ÇOCUKLARA
GÖZLERİM YAŞLI,KALBİM PARAM PARÇA
İÇİMDE FİRTİNALAR KOPUYOR
NERDESİN BABAM SENSİZİM

GECE DÜŞLERİMDE BİTMEYENSİN
YÜREĞİMDE TÜKENMEYEN ÖZLEMSİN
SENSİZSİM BABAM

SEN PARLAYAN YİLDİZİMDİN
UFUKTA DOĞAN GÜNEŞİM
ÇAĞLAYAN İRMAĞIMDIN
BİTMEYEN GÜL KOKUMDUN

KİRLARDA ACAN KIR ÇİCEĞİMDİN
GÜNDÜZ GÜNEŞİM, GECE AYIMDIN
BİTMEYEN UMUDUMSUN BABAM.

MUTLU KARAKAYA
11.02.2010



BEN SANA YASAKLI TÜRKÜ

Bir sevda kaydi avuclarimdan tutamadim
Gölgeler büyütüyorum onsuz esen firtinalarda
Yamaclari kar tutmus daglar gibi
Nasir tuttu yüregim
Ve gecenin en dipsiz karanliginda
Mavinin hic bitmiyen özgürlügünde
Söz büyütüyorum
Bir bicak gibi keskin...
Lal olan dilim
Bir sürgündür artik
Gün kasvetli
Yollar cetin
Sevda aglamaklidir bir cocuk yufkaliginda.....
Gözlerinin derininde kayboldugum
Kendimi aradigim
Hüznün en güzel yani olan
Sevda denizine düstügüm
Ve yüregine nakisina basladigim
Tutamadan yitirdigim ellerinden
Bana suskular kalir..
Safakta yüzüme düsürdügün
Tatli tebessümden
Gün batimi lal olan dilim yetimdir
Kendime bile konusamam
Suskular saplanir yüregime
Adini bir an gecirsem aklimdan
Gercegin ile yüzlesir
Cocukca bakarim
Yildizlarin mahsumiyetine
Gitme kal diyemedim
Birak ay dogsun altinda
Tutusturamadigim sevda atesi ile
Yanalim diyemedim...
Diyemem !
Nasil derimki
Kanatlarim kirik
Ben sana yasakli türkü..
Suskular dolanirken etrafimda
Günesin batisi
Ve sevdamla bas basa kalisimin
Hüzün dolu saatleri baslar...
Rüzgar yanagimi oksiyarak uzaklasir
Ay buluta karismis
Ben yagmurun ciselisi ile irkilir
Adina güller dolarim...
Üzerinde yürüdügüm taslarin cigliklari
Kanayan bir yerimdir artik
Cikmaz sokak sevdalar
Hep bana dairdir
Ve kiyisinda yanlizlik
Bir basina beni bulur bu kentte...
Gitme diyemedim nasil derimki
Sen bir ucunda sevdanin suskusu
Ben yasak türkülü
Ve dokunamadan ayriligin üsürcesine
El salladigi nefesim,yüregim...
Hani derler ya
Gözler görmesede gönül katlanir
Katlanirda nasil dayanir sir gibidir
Safaklar puslu
Geceler sessizligin icinde direnirken
Yirtilasi avazim
Ne kadar ciglik atsada
Sesim hep yetimdir
Hüzün bulutlari islatirken gözlerimi
Ben tatli bir tebessümle anarim gülüslerini
Kasis aslinda kendimden
Insan kiskanirmi yüregini
Kiskaniyormus demekki
Yüregimde sicacik bir yüz
Bir cift güzel bakan göz nakistirlar simdi.
Sokulamadim derin uykularina
Düseremedim avuclarla sevda tohumlarini yüregine
Utangac duygularimla davet ettim özlemlerimi
Bütün saatleri sana kurdum
Bütün günleri sana adadim
Sen susku denizinde cirpinan bir balik
Avazim yenik düsen bir liman gibi terkedilmis.
Artik bu sevdaya büyüttügüm bütün sözler yetim
Nasil derimki gitme kal diye
Diyemedim diyememki
Kanatlarim kirik
Ben sana yasakli türkü............

KENAN TOSUN 25.08.20009   


AŞIKLAR YURDU


      Siir:
MEHMET HALİS FIRAT.

HER NEKADAR SENİ ÖVSEM,
ÖVMEYE DEĞERSİN DEREM,
ÇAĞLADIKÇA O BERRAK SULARIN,
İNLER SESİ GELİR DERİNDEN,
GARİP GÖNLÜMÜN YAYLASIDIR DEREM. 


YÜKSELMİŞ GÜZELDİR KIZILCIK AĞAÇLARIN,
SANKİ SIRA SÖĞÜTLERLE YARIŞ EDER,
OTURDUĞUM ZAMAN SERİN GÖLGESİNDE,
KALMAZ O ZAMAN HİÇ BİR KEDER BENDE,
SENİN EŞİN EMSALİN BULUNMAZ DEREM. 


KIZILCIK LAKAPLI, ADIDIR "SORUNDAR" DERESİ,
BİR BENİ DEĞİL SEVİNDİRİR HERKESİ,
MOR MENEKŞE ÇİMENZARDIR MEVKİSİ,
BİR DALINDAN GELİR BİNLERCE KUŞUN SESİ,
KUŞLAR ORDUGAHI BÜLBÜL YATAĞIDIR DEREM, 


ACEP UĞRAMIŞMIDIR SANA ASLI İLE KEREM,
BARIM BARKIM SİNEMAMSIN HER DEM,
HALİS DERKİ SEN OLMAZSAN BEN NEREDE EYLENEM,
COŞARSA GÖNÜL OTURUP GÖLGESİNDE SÖYLER AĞLARIM BEN,
ŞAİRLERİN MEKANI AŞIKLARIN YURDUDUR BENİM DEREM.



GÜNEŞiN BiLE BUZ TUTTUĞU YERDE
YANAN BiR IŞIK GÖRÜRSEN
BiLKi O SENiN iCiN YANAN KALBiMiN IŞIĞIDIR... 
 
Siir: Ali Haydar ÇiÇEK




     ERSAL SARIKAYA
        
NIL NEHRINDEN YARATILAN ATESE...


öyle umulmadik, kirilma noktasi kesfedilmis
zamanlarin bir yerinde....
gürültüsünde maviler dans eden
sessizliginde rüzgar doguran
adi yasak bir iklimdin sen bana....
diclenin,
agrinin,
firatin yakariyisiydin...
bulutlari tasinmis,
yüregi tarumar edilmis bir
çiçek özüydüm ben sana.....
eksikligi bahara armagan....
gitme vaktidir gayri,
sular getirmisim sesine,
yollar bizi bekler,,,
buralar gideni
biz ne yapsak
kus intihar edecek.....
gayri gök ikiye bölünür
bu eskiya sevdada,
namlusunda beni tasir ölüm....
dedim ya karakiz
biz bize yakismadik,
üstümüze kusattigimiz baskasiydi hep
görmedik bunu hiç
kendimiz kadar kördük içimizde....
seni çok sevdim nil bakislim....
                        


UMUD


okul siralari arasindan
geçip giden saat dilimleriyle büyüyordu UMUD
soluk soluga kaçan zaman
onda sürekli bir seyler uyandiriyordu
her sabah hayata umut ile açtigi
mavis gözleri onunla ihtiyarlasiyordu,
büyüdükçe büyüyorlardi...
bir bahar sabahi
pencereden içeriye sizan günes isiklariyla uyandi
gözlerini yumarak banyoya yüzüne
ilik sular serpmeye gitti...
bir avuç iki avuç derken tamamen uyandi sabaha
artik rüya yoktu hersey bütün çiplakligi ile gerçekti
sokak aralarindan
soluk adimlar atarak ilerledi okuluna dogru
bilgeligi sirt çantasina sikistirilmisti,
bastigi her kaldirim tasini saydi, içlerinden
bazilarina basmamak için büyük adimlar atti...
vardiginda her sey ayniydi, dün, bugündü sanki
zilin gür sesiyle girdiler içeriye,
umud hemen kapinin agzinda ki masasina oturdu.
usanmadan sirtinda tasidigi çantasini araladi
küçük elleriyle bir kitap çikararak
zarif hareketlerle serdi masanin üstüne.
kapinin açilmasiyla mehmet ögretmen girdi içeri
yüzünde kocaman bir sevgi asili duruyordu,
'evet çocuklar' diyerek basladi güne... '
bugün insan konusunu isleyecegiz'
diyerek devam etti...


dakikalar giderek ilerliyordu
kelimeler güzel bir amaç ugruna harcandi
zamana sigan ne varsa döküldü bir selale gibi kelimelere...
ve son sözlerde
mehmet ögretmen bir sey istedi o isik tohumu çocuklardan
'yarin bana gördügünüz bir insani anlatmanizi istiyorum'
dedi ve zil çaldi... 'iyi dersler' ve gitmek karismisti...
zaman gittikçe ilerledi günes isiklari agir adimlarla çekiliyordu
gökyüzünün o mavi perdesinden birazdan yerini
siyah bir gök süsü ve isik tomurcuklari seklinde yildizlar
alacakti...
umud sirtina aldigi bilgilerle koyuldu eve dogru ama
farkli bisey vardi artik kaldirim taslarini saymiyordu
gözleri yere bi çivi gibi çakilmisti
aklinda mehmet ögretmenin sözleri vardi...
söyledigi o insani nerde bulacakti.
eve gittiginde babasina sordu 'baba bana bir
insan göster yada anlat'
'nasil yani oglum' diye karsilik verdi...
'yarin okulda anlatmak için ögretmen istedi'...
'insan ve insancik ayni sekile bürünmüs iki varlik
insan bu devirde zor bulunur ama insancik çok var
isten eve dönerken otobüste yada
kahvalti için gittigin bir simitçide yani anlayacagin
her yerde, insan ise karanligin içine gömülmüstür fark etmek
için isik tutulmalidir,
sen karanligi aydinlattikça çikarlar bir ates topu misali...'
umut babasinin anlattiklarindan bir sey anlamamisti
ama okula bos gitmek istemiyordu birazda olsa aklinda
tutmaya çalisti
babasinin dediklerini...
gece çökmüstü umudun yatma vaktiydi odasina çekildi ve
uzandi yataginin üzerine basladi düsünmeye.
düsündü, düsündü, düsündü bulamadi,
ve ansizin sizi veriyor aksamin o müthis sessizligine,
uyuyor düsleri giden zamanin arka koltugunda bir resim
gibi sicak ve telasli...


annesinin sesiyle uyaniyor çaresizce içinde korku yüzünde uyku sersemligi
bunlardan kurtulmaliydi, birseyler yapmaliydi zamana yenilmemeliydi...
umud ilk is uyanmak dedi ve gitti yüzüne soguk sular serpmeye bir kaç avuç
serptikten ipeksi havlu ile yüzünü kuruladi...
çaresizligini görmek için mavi gözlerini aynaya dikti bakti bakti
ve gördü insan denilen varligi
kosar adimlarla kahvalti sofrasina babasina gitti
'gördüm baba gördüm insan denilen varligi gördüm' dedi....
babasi saskinlik içinde
' nerde' diye sordu....'aynada baba' diyerek cevap verdi...
babasi saskinlik içinde ogluna bakiyordu
umud ise babasindan bi söz beklemeden kosar adimlarla okula gitti
sahneye çikan bir oyuncu gibi heyecanla zilin çalmasini bekledi. zilin
ilk sesiyle sinifa girdi mehmet ögretmeni bekledi...
zaman agir bir kaplumbaga gibi yavas yavas ilerliyordu
sanki hersey durmustu... sonunda mehmet ögretmen içeri girdi
'günaydin' kelimesiyle basladi güne.... '
evet' 'dün verdigim ödevi yapan varmi' sorusu ile umud firladi ayaga
'ben ögretmenim' dedi...
mehmet ögretmen bu hevesi kirmayarak ilk sözü umuda verdi, 'anlat umud tanidigin insani'
umud bu sözlere karsilik gür ve kararli bir ses tonuyla basladi konusmaya....
'bu sabah kendimdeki korkuyu görmek için aynaya baktigimda bir baska insan gördüm
çok farkli biriydi o
ben degildim ben korkudan ter tomurcuklari dökerken o kararliligiyla karsimda dikiliyordu
sanki bildigi bisey vardi
korkudan eser yoktu onda bence insan bu ögretmenim' dedi ve yerine oturdu. mehmet
ögretmen alkislamaya basladi
ve digerleri ona katildi...' aynalar bazen sizin bilmediginiz seyleri yansitirlar
siz umud gibi korkarken o sizdeki cesareti yansitir yüzünüze
ve size düsen pay bunu görmek bakmayi ögrenin çocuklar hayatta basarili olmak istiyorsaniz
bakmayi ögrenmelisiniz'.....

Sirr:Ersal Sarikaya


                 
                YAŞAMA DAİR 


Uzayan gecelerin renkli saatlerinde,
gözleri tohuma uyanan
bir kızın gizli yanaklarında yaşanırdı herşey.
Elleri yağmur biriktiren çamur topluluğu
gibi topluyordu emeği, saçının her telinde
rüzgar dans ederdi.
İliklerine kadar ıslansada bazen yinede
bırakmazdı göğsünün kafesine
hapsettiği kalbini...
Cesurdu ve hep korkaklarla koşardı.
En hızlı adımını bulutların peşinde attı
yetişemeyince geri çekildi tabanları
nasırlaşan ayaklarıyla.
Geldiğinde üstünde misafir kokusu vardı
aniden giden bir misafirin.
Sonra göğsüne iliklediği
bekleyişle oturdu yol ağzına.
Gelene gidene baktı ama aradığı renk
yoktu gelmelerde ve gitmelerde.
Bir biçim gibiydi, duvarın gri tonları arasında
kaybolan bir biçim.
Bazen bir serap gibiydi.
Çöl sıcaklarıyla gelir,
kış soğukluğuyla giderdi
kendi masalına.
Tanrısı yoktu,
kendine salardı bütün duaları,
tutmayınca yine kendine küfür ederdi.
sessizdi.
Sessizliği armağandı gürültüye...

 
Sirr:
Ersal Sarıkaya..
                                                     

"ÜLKE'ME"


......içtigim sigara kokusunda kaldi hasretin,
bilinmedik bir yenilginin bütün disavurmuslugundan bakiyorum sana...
öyle uzak, öyle ulasilmaz gelen bulutlarin döküldü avuclarima
kar tanesi agirliginda bir dag düstü, umudun bagrina...
ey ülke,
dilimin sancili hazinesi...
simdi cenk mevsimidir.
uzakligin kasvetini alip ardina düstüler yollarina...
gayri karanfil kokar simdi dört bir yanin.
özgürlüge akacak çaylarin...
dilinden ezgiler dökülecek kör karanliklara...
ey ülke;
dinle bu gelenleri;
ayak seslerinde toprak sevdasi,
yüreklerinde hinç,
ve ellerinde günesi getirdiler sana... 


     Siir: Ersal Sarikaya 
      


                        " yaşamak" diyerek başladık herşeye                                      
                              noktalar umrumuzda değildi.
hayatımız ödünç alınmıştı bütün saat dilimlerini onlar için
                                        yaşıyorduk
                                dün, bugün ve yarın
                           birbirinden farlı üç kelime

        tek ortak noktaları zamandan bir parça olmalarıydı
                            başka bi anlamı yoktu
                         insanoğlunun marifeti işte
           hayallerimiz satılıktı hiç bi değeri olmasada
                         bazen beleşe bile giderdi
               ve gidenler bizden tanrıya armağandı
                ne tuhaf şeydi hayatı ödünç yaşamak
                   
                   çocuksu oyunlarımızda vardı tabi
               ama hiç biri sonuna kadar oynanmadı
                    yarım kaldı bütün sevinçlerimiz
                bir umuumuz vardı oda yarda saklıydı
                      tarih değişiyor zaman geçiyor
                       saatler, günler, aylar ve yıllar
                                          ...............


            "YAŞAMAK" DİYEREK BAŞLADIK HERŞEYE
                  VE "ÖLMEK" DİYEREK BİTİRİYORUZ
               ARTIK NOKTALARINDA BİR ANLAMI VAR
                                  BİZDE..... NOKTA.

SiiR: ERSAL SARIKAYA
       ÖYLESİNE İŞTE

 
yıldızların en parlak oldugu bir gece
avrene hakim ay ışıgı vurdu gül yüzüme
ve sensizlik kaygısından uzak bir şehir
her mısrada kan verdi zayıf bedenime
öylesine işte

 
kırık bir motada kendi ahengini bulan
gözlerimin sevgi şarkısı düştü yüregime
ve yüregimin sesiyle beslene umut
ölümsüz aşkı anlatı
aramızdaki titreşime
öylesine işte

 
kötü ve çirkinken aranmış duru yaşam
sadece güzelligi bıraktı
semada ellerime
ve parlak şahitler eşliginde
edilen yemin
seni baglayan düğüm oldu
beyaz kefenime
öylesine işte...

 

SiiR : 
ersal sarıkaya..
                                                 

                                                             

             Onun adı Yaşar`dı 


O yaşamıyordu gönlünce
Ama onun adı Yaşar´dı
O gezemiyordu bedence
Ama onun adı Yaşar´dı
           Bir kaç basamak çıkarken
           Çekerdi bismillah yemek yerken 
           Boğazında kalır ölür diye
           Kapısını açık tutardı 
           Biri gelip görsün diye
           Ama onun adı Yaşar´dı
Neden koku almadığını
Gül kokarken anlamadı
Penceresiz odasında
Bayılıp kaldı havasında
Ama onun adı Yaşar´dı
           Anılmazdı onun adı
           Göl başında ağlardı
           Ördeklere bakardı
           Bastonuyla kalkardı
           Ama onun adı Yaşar´dı
Feleğe isyan etti
Ruhunu almaz diye
Sağlığına küfür etti
Dönmüştü deliye
Ama onun adı Yaşar´dı
           Parasını hırsız çaldı
           Adelet kapısına dayandı
           Bundan biraz cüret aldı
           Ne yazık hırsıza kaldı
           Ama onun adı Yaşar´dı
Hastalığı çaresiz bir şekerdi
Bunun için çok acılar çekerdi
Bronşitti nefes zor alıp verirdi
Hep günlüce sigara içerdi
Ama onun adı Yaşar´dı
           Mekik dokur evden doktora
           Ilaç içer sabahtan akşama
           Evde kimse yok tek başına
           Emekli olsa 65 yaşında
           Yazılır belki mezar taşında
           Ama onun adı Yaşar´dı
60´larda satıldı yabancılara
Işçi oldu maden ocaklarına
Nasıl düştü birdenbire yataklara
Anlamadı hep sorar doktorlara
Ama onun adı Yaşar´dı
           Beyhude ne yaşar ne yaşamaz
           Belki kalbi artık atamaz
           Uzakta ailesi kavuşamaz
           Ölmeden dertlerden kurtulamaz
           Ama onun adı Yaşar´dı
           Halbuki yaşamadı
           Ama onun adı Yaşar´dı

Şiir : Ali Kızılgedik
  Güneş tutulmuş güneş


Dereler çağlamaz olmuş
Toprağı namert
Yıldızlar kayar başucumdan
Uzaylısı gaflet
Gözüme ışık görünmez
Güneş tutulmuş Güneş

Karanlığı yaşar gündüzler
Geceler kahpe
Dalgalarda çırpınır yakamoz
Gemiler sahte
Gözüme ışık görünmez
Güneş tutulmuş Güneş

Ay tutulmuş gecede
Ufukta kıvılcım yok
Serde ölüm kıvranır denizde
Sahilde haykıran yok
Gözüme ışık görünmez
Güneş tutulmuş Güneş

İnfaz dolaşır yer-gök
Yassı ada´da ses yok
Şıkırdar zindan sesi
Imralı savaş kalesi
Gözüme ışık görünmez
Güneş tutulmuş Güneş

     Şiir : Ali Kızılgedik
                                                                                                                                                                    


Gımgım

Nasılda çeker toprağın beni yıllar sonra
Babamın mezar taşları duruyor mu acaba
Döküldüm sonbahar yaprağı gibi dalından
Alıp götürmesin rüzgarın beni uzaklara GIMGIM

Aslında variyetsiz yaşadım bereketli toprağında
Seher yeli eser güneş kızıllaşır dağlarında
Huzurluyum yalın ayakla çamurlu yollarında
Bir beni bilsen nasıl hasretim kucağına GIMGIM

Kışları fırtınalıdır köylerimiz erişilmez sana kardan
Dereler coşar çiçekler açılır kokuşur gül baharlan
Ekinler başak tutar ırgat zamanı çayırlarında
Meleşir kuzular analarına, KIZILGEDIK de sana GIMGIM
                                                                                          Şiir : Ali                                 Kızıldedik                                                                



Dag Tadinda
Icime cekmek vardi seni havasindan
Yudumlamak Su gibi
Icerimde tutusan yangin bakislar gibi
Seyre dalmak vardi seni
Güz gibi,kis gibi,bahar gibi
Koklamak vardi seni delice
Ve delice haykirmak
Sensiz yasamin issiz bir cöl gibi......
Köy Tadinda
Yaylasinda tutusmak vardi yüreginde
Geceyi bölen sessizlikte
suskunlugu bozan
Ay isiginda gözlerinde olmak vardi
Ve gözlerinden
Serin yagmurlar gibi akmak...
Kendime döndügüm ay karasi geceler
Ölümü seven eski yüzüm
Ve sesimin kayboldugu
Ezgi tatinda,köy tadinda,dag tatinda
Zerdali gözlerinde,isigi tutusturmak vardi ya...
Bir güvercin ürkekliginde
Tomurcuk düslerde büyütüp
Dal nergizi tadinda
Seni koklamak,Seni yasamak
Ezeli bir öykü gibi,Seni animsamak
Güz gibi,Kis gibi,Bahar gibi
Koklamak verdi seni delice
Ve delice haykirmak
Sensiz yasamin issiz bir cöl gibi........
 
KENAN TOSUN  06.03.2008
                                                                               

Siir:
KENAN TOSUN
YASAKLI TÜRKÜLERE


kaçağı olmadım
korkunun hiç bir zaman
ürkütse bile yarınlar beni
dalarken geçmişime
sigaramdan çıkan duman
yayılıyor odamın
her bir köşesine.
ve ben
biraz daha kayboluyorum.

yüküm sevgi ve kahır
tanıktır kan dolu nehirler
gökte çalınan
yıldızlar kadar berrak
bir o kadar da
bedel yüklüdür
sevecen bakışlı
kan çanagı gözlere
ezgilerdeki o gize odaklanıyorum
taşıyamadığım bedel
dolu yükümü
bırakıyorum yasaklı
bütün türkülere



KENAN TOSUN
                                                   
                                     


           

KENAN TOSUN                                                                 
                                                            
UMUDA DOĞRU

(...)
"kimi zaman
boğazima dayanan
o hançerin öfkesine
takılırr gözlerim
kimi zamanda bir sevinç
alıp beni uzaklara götürür.
bi çareyim yürüdüğüm yollar
aglamaklı oldugum o gece
karanlığının ürpertisinden.
umut belki ,uzun yolların
engebesinde saklı
belkide üzerinde yürüdüğüm
taşların çığlıklarında."(..)



HAYAL

tomurcuklasmamış sevdalar vardır
boynu bükük,aç bir çiçek gibi.
akıntısı durmayan,bir ırmak gibi
tükenmek vardır
dudağa dokunmadan.
adını bilmediğim,olgudur bu
kuru bir agacın yeşermesi misali.
tene dokunmadan
ayrılığın kokusudur üşürcesine
ve gizlidir her bir mısrası
öylece duran
yaşanılmayan her sey için.
Ey Umut
Durgun bedenimin
Ardındaki koruluk
Bitti mi dersin
Ellerini tutamadığım sevdam
Ey coşkun Su
ve son sığınak
bir yer ac karşılıksız sevdama
ve onsuz yeni bir günün şafağı
 sevdalara kapandı yüreğim.
geçilmesi dar bir koruluk var önümde
ya ben kayboldum
ya da her gün yasanılan
sırma bir ağacın
tel tel dokunan
sırmaşıkları gibi
bazen vatanım oldun
bazen yüreğimdeki yara
ve daraldı zaman
elveda hayallerim. 


KENAN TOSUN

ÜŞÜDÜKCE

Üşüdükce ben
boğazıma düğümlenen kelimeler
çığlık atarcasına
haykırmak istiyor
biriktirdiğim öfkeler
bir bir canlanıyor hafızamda
yaşamın çirkin yüzü
beni sürükledikce
üşüdüğüm ve yenik düştüğüm
yıllara dönüyorum
başımı nereye cevirsem
yaşadıklarımın dayanılmaz
karanlığını görüyorum
Görüyorum dipciklenen
yaşlı amcayı
kucağında ekmek
taşıyan cocukları
bir bir alınan insanları.

kara bulutların kapladığı
hiç bir yolun
umuda çıkmadığı
gözyaşının işkencenin
kol gezdiği diyarımın
nasıl kırıldığını görüyorum.
Ve üşüdükce ben
döndüğüm yılların gizemindeki
taşla kaplı evleri
sokak aralarındaki
çocuk seslerini özlüyorum.
şimdi uzaklardayım
yaşamın bu çirkin yüzünü
asla unutmadım
unutmadım diyarımın
asi evlatlarını
dağlarını sularını
hep onurlu başı dik
o güzel yüzlü insanları
üşüdükcede olsa unutamıyorum.

Kenan Tosun